Martin Scorsese

    Hugo

    hugoOldum olası Fransız sinemasına karşı farklı bir hayranlık duyarım. Fakat 11 dalda Oscar’a aday gösterilen ve 5 Oscar ödülü kazanan Hugo filmine olan hayranlığımın sebebi sadece içinde Fransız esintilerinin bulunması değil.

    Fransız filmleri daha çok duygulara hitap eder ve oyuncuların hislerini adeta içinizde hissedersiniz. Hugo filminde de genç yetenek Asa Butterfield’in mimikleri, usta oyuncu Ben Kingsley’in oyunculuğu, Sacha Baron Cohen’in duruşu bir an kendizi onların yerine koymanıza neden oluyor.

    Hayattaki tek varlığı babası ile birlikte atılmış bir robotu tamir etmeye çalışan Hugo, bir gün babasının yangında öldüğünü öğrenir ve tren istasyonunda saatlerden sorumlu olan akrabasının yanına taşınır. Tüm gününü saatlerin bakımı ve robot için gerekli parçaları çalarak geçiren Hugo bir gün bir oyuncak dükkanı sahibi tarafından yakalanır ve babasından kalan not defterini kaptırır. Not defterini geri almak için içine girdiği macera onu bambaşka bir dünyanın içine sokacaktır.

    Filmin konusunu bu şekilde anlatınca herkes bir çocuğun macerasını izleyeceğini sanıyor fakat filmin asıl konusu sinema dünyasının usta ismi Georges Melies’in hayatından bir kesit. Sinemanın daha ilk ortaya çıktığı günlerde her şeyini satarak sihirbazlıktan sinema sanatına geçen ve sinema tarihinin ilklerine imza atan Georges Meries’i tanımak için mükemmel bir film.

    Hugo filmi Amerikalılar tarafından çekilen İngilizler tarafından oynanan bir Fransız filmi aslında. Belki de onu bu kadar mükemmel yapan budur fakat sinema tarihinden kesitler sunması insana ayrı bir zevk veriyor. Halen izlemediyseniz mutlaka izlemeniz gereken bir film.

Etiketler: Martin Scorsese